ÖneÇıkanlar

Türkiye’de Yeni Siyasi Süreçte Tarihsel Anlatıların Kullanımı ve Mezhepsel Gerilimlerin Yeniden Yorumlanması

1765098230879

Tarihsel Barış Söylemi: Ahmet Özer ve Kürt Tarihi Üzerindeki Yeniden Yorumlama

Türkiye’de son yıllarda yeniden canlanan siyasi “barış süreci”, sadece politik bir strateji değil, tarihsel anlatıların da derinlikli bir şekilde yeniden yorumlandığı bir döneme işaret ediyor.

Bu süreçte, geçmişteki savaşlar, ittifaklar ve etnik gruplar, günümüzdeki siyasi söylemlerde “birlik” ve “kardeşlik” olarak yeniden kurgulanıyor.


Profesör Ahmet Özer: Barış Söyleminin En Önemli Şahsiyeti

Esenyurt’a “atanan” Kürt kökenli siyasetçi Profesör Ahmet Özer, CHP ile DEM Parti arasında yapılan “kent uzlaşması” kapsamında yer aldı.

Özer, gözaltına alındıktan sonra belediyesine el konuldu. Ancak yeni “barış süreci”yle serbest bırakıldığında, kamuoyuna Devlet Bahçeli’ye övgüler düştü.

Özer’in açıklamalarında “Malazgirt ruhu” ve “birlikte mücadele” ifadeleri, tarihsel olaylarla bağ kuruyor.

Televizyon programlarında, 1514’teki Çaldıran Savaşı’na şu şekilde atıfta bulunuyor: “Çıldıran’da birlikte mücadele ettik”.

1891’de Erzincan’da da “birlikte olundu” diyerek, geçmişteki birlikleri modern siyasete döndürmeye çalışıyor.


Çaldıran Savaşı: Birlik mi, İthaf mı?

1514’teki Çaldıran Savaşı, görünüşte Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim ile Safevi Şahı İsmail arasında gerçekleşmiş olsa da, gerçekte farklı bir ittifak var.

  • Sünni Kürt aşiretlerinin desteklediği Osmanlı güçleri ile Şah İsmail’in Şii ve Kızılbaş Türk aşiretlerinden oluşan kuvvetleri arasında bir mücadele yaşanmıştır.
  • Safevi-Türk kuvvetleri mağlup, Osmanlı-Kürt ittifakı ise galip gelmiştir.
  • Bu olay, günümüzdeki “birlik” söyleminin, etnik ve mezhepsel ayrımların içinde nasıl kurulduğunu gösteriyor.

“Birlik” ifadesi, tarihsel gerçeklikten daha fazla bir siyasi strateji olarak kullanılıyor.


Erzincan ve Hamidiye Alayları: Bir Güç, Bir Savaş, Bir Koruma

1891’de Erzincan’ın “atfı”, II. Abdülhamit döneminde kurulan Hamidiye Alaylarına işaret ediyor.

  • Bu alaylar, Sünni Kürtlerden devşirilen askerlerle oluşturulmuştu.
  • Amaçları: Rusya ve İran’a karşı savunma hattı oluşturmak.
  • Gerçek görevi ise, ayaklanan Ermenileri bastırmak ve köylerde yerel bir koruma gücü oluşturmak.

Bu tarihsel gerçeklik, günümüzde “kardeşlik” söyleminin gerçeğin ötesinde olduğunu gösteriyor.


Barış Söylemi: Malazgirtten Çaldıran’a, Tarihe Dönmek

Mevcut “barış süreci”, 1071’de Malazgirt’te Bizans’a karşı birlikte mücadeleyle başlıyor.

Ama Ahmet Özer’in açıklamalarıyla bu süreç, Çaldıran ve Hamidiye Alayları gibi daha karmaşık tarihsel dönemeçlere uzanıyor.

Bu genişleme, İdris-i Bitlisi ruhu olarak bilinen, Kürt aşiretlerinin içte ve dışta cepheye sürülmesini öngören bir stratejinin taşıyıcı kolonu olarak değerlendiriliyor.

Yeni bir “kardeşlik” söylemi, savaşlara atıfla tesis ediliyor ve gönüllü işbirlikçilerin devşirilmesi yoluyla siyasi hedeflere ulaşılıyor.


İmralı Ziyaretleri ve MİT: Gizli Görüşmeler

Söz konusu süreç, özellikle İmralı ziyaretleri gibi kritik aşamalarda Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından organize ediliyor.

Görüşmelerin içeriği ve tarafların kimlerle görüştüğü, MİT görevlileri tarafından tutulan tutanaklarla gizli kalıyor.

Bu gizlilik, sürecin şeffaflığının eksik olduğunu ve kamuoyunun bilgilendirilmesinin engellenmesini gösteriyor.

Görüşmelerin açıklanmaması talepleri, sürecin doğasındaki gizlilik nedeniyle “suç” teşkil edeceği gerekçesiyle karşılık bulamamıştır.


Siyasi Eleştiriler: CHP, DEM ve Cumhurbaşkanı Erdoğan

Muhalif partiler, özellikle DEM Parti’ye “celladına aşık olmakla” ve CHP’ye “adaya gitmekte ayak sürümekle” eleştiriler yapıyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise bu durumu fırsat bilerek, Cumhuriyeti ve kurucu yöneticilerini “esas cellat” ilan ediyor.

Erdoğan, İstiklal Mahkemeleri’nde verilen kararlara ve idam cezalarına atıfla: “Kürt kardeşim kimin cellat olduğunu çok iyi bilir” diyerek, Şeyh Said gibi tarikat liderlerini aklamaya yönelik bir söylem geliştirmiş.

Bu yaklaşım, hem İslamcılar hem de DEM-PKK nezdinde bir “aziz” olarak kabul edilen Şeyh Said’i bertaraf ederek, Cumhuriyeti ortak düşman olarak konumlandırıyor.


Yeni Bir Siyasi Konsolidasyon

Bu strateji, Kürtlerin mevcut “celladı” olarak görülen MHP’nin rolünü göz ardı ederken, ortak düşman olarak Cumhuriyeti hedef gösteriyor.

Tarihsel olayların ve figürlerin, güncel siyasi çıkarlar doğrultusunda yeniden kurgulanması, ülkenin geçmişiyle yüzleşme biçimini etkiliyor.

Bu süreç, ulusal hafızanın politik manipülasyona açık hale geldiği kritik bir evreyi temsil ediyor.

Ayla Sezen

Ayla Sezen (32) — Eğitim & Kişisel Gelişim Yazarı Ayla Sezen, eğitim teknolojileri ve öğrenme psikolojisi alanlarında çalışmalar yapan bir içerik uzmanıdır. Kariyeri boyunca farklı yaş gruplarına yönelik eğitim projelerinde görev almış, dijital öğrenme sistemleri üzerine araştırmalar yürütmüştür. Blogunda verimli çalışma teknikleri, öğrenme metodları ve kişisel gelişim konularını işler.