Bahçeli’nin Barzani Açıklamaları ve Sürecin Geleceğine Dair Yükselen Endişeler
Türkiye siyaset sahnesinde artan söz yükseltme yarışı, özellikle gençler arasında “yarınsızlık” endişesini derinleştirmektedir. Toplumun genelinde, ağır ekonomik ve hukuki sorunlar altında yaşayan Türklerin ve Kürtlerin ortak geleceği için demokratik bir memlekette barışın sağlanması, herhangi bir partinin değil, tüm toplumun ana mücadelesi olarak konumlanmaktadır. Bu bağlamda, siyasi aktörlerin güncel açıklamaları ve diplomatik ilişkilerdeki gerilimler dikkatle izlenmektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Türkgün gazetesine verdiği mülakat, önemli siyasi tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bahçeli’nin hem Bese Hozat’a hem de eski Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı ve Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesut Barzani’ye yönelik eleştirileri gün boyu kamuoyunda yankı bulmuştur. Özellikle Barzani’ye atfedilen “aşırı övgü” ve Türkiye’ye “uzun namlulu silahlı korumalarla” gelişi hakkındaki yorumlarına, Barzani Ofisi’nden oldukça sert bir yanıt gelmiştir.
Barzani’nin ofisinden yapılan açıklamada, Bahçeli’nin “ırkçılık ve şovenizmden vazgeçtiği” sanılırken, “hala eski Bozkurt, sadece şimdi koyun postuna bürünmüş” ifadeleri kullanılmıştır. Bu açıklama, Cumhur İttifakı içerisinde veya mevcut diplomatik ilişkilerde potansiyel kırılmalar yaratma ihtimali taşımaktadır. Zira Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı ile Barzani arasında uzun süredir devam eden olumlu diplomatik ilişkiler mevcuttur; Barzani 2013’teki çözüm sürecini desteklemiş ve son açıklamalarında da olası bir barış sürecinin tarafında olduğunu belirtmiştir.
İktidar kanadında bu duruma ilişkin Parti Sözcüsü Ömer Çelik, her iki tarafı da gözetmeye çalışan bir açıklama yapmıştır. Bahçeli’nin silahlı korumalarla ilgili eleştirilerinin bir kısmı doğrudan hükümeti, özellikle de İçişleri Bakanı’nı işaret etmektedir. Bu durum, Cumhur İttifakı’nın iç dinamiklerinde farklı görüşlerin varlığına işaret etmekte ve siyasi sürecin çok katmanlı yapısını gözler önüne sermektedir. Ekim 2024’teki Meclis konuşmasıyla mevcut sürecin ana aktörlerinden biri olan Bahçeli’nin sözleri, genel olarak negatif bir hava yaratsa da, mülakatın bütününde farklı mesajlar da tespit edilmiştir.
Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” hedefini “isabetli ve tarihi bir politikanın izhar ve ilamıdır” şeklinde tanımlamış, ülkenin daha önce hiç olmadığı kadar dirençli, güvenli ve umutlu bir seviyede olduğunu vurgulamıştır. Bu yüksek seviyenin heba edilmemesi gerektiğini belirten Bahçeli, “aksi istikametteki tavır ve tutumları millete ve devlete yönelik karşı çıkış, karşı duruş, karşı direniş olarak yorumlamak kaçınılmazdır” ifadesini kullanmıştır. Bu söylem, daha önce de farklı vesilelerle dile getirilen “iktidar değil devlet projesi” retoriğinin tekrarı olarak yorumlanmaktadır.
Bu yaklaşım, süreci hükümetin değil, devletin bir projesi olarak konumlandırarak kamuoyu desteğini genişletme amacı taşıdığı şeklinde okunabilir. “Karşı çıkış” ve “direniş” tanımlamalarının kapsamı ve Bahçeli’nin bu ifadelerle kimleri kastettiği ise analiz edilmesi gereken kritik bir noktadır. Kamuoyu önünde açıkça tartışan kesimlerden ziyade, daha geniş bir muhalif yelpazeyi işaret ettiği düşünülmektedir. Bu, siyasi eleştirinin sınırlarının “devlete karşı direniş” olarak yeniden çizilmesi çabasını barındırmaktadır.
Bahçeli’nin, parti içinde süreç nedeniyle kendisine darbe yapılacağı iddialarına yönelik yanıtı da dikkat çekicidir: “Türkiye’de darbeler döneminin kapısı açılmamak üzere kilitlenmiştir. Silahların gölgesi altında icra ve ifa edilen siyaset devri kapanmıştır.” Ancak bu ifadenin devamında “Terörsüz Türkiye” hedefinin geriye sarması veya gündemden kalkması durumunda “sonuçların her anlamda ve herkes için ağır olabileceği” uyarısı, sadece seçim sonuçlarının ötesinde derin ve kapsamlı etkileri işaret etmektedir. Bu “ağırlık” tanımlaması, siyasi ve toplumsal istikrarsızlık gibi daha geniş sonuçlara atıfta bulunmaktadır.
Bu noktada, Dem Parti’den Gülistan Kılıç Koçyiğit’in İmralı’da Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşme sonrası Mezopotamya Haber Ajansı’na verdiği demeçteki ifadeler dikkat çekici bir paralellik arz etmektedir. Koçyiğit’in aktardığına göre, Öcalan da sürecin başarılı olması gerektiğini, aksi takdirde “bir darbe mekaniğinin devreye girebileceği” ve bunun “birçok kesime de yöneleceği” tehlikesine işaret etmiştir. Hem Bahçeli’nin hem de Öcalan’ın sürecin başarısızlığı durumunda olası “darbe mekaniği” ve “ağır sonuçlar” vurgusu, mevcut siyasi ortamın kırılganlığını ve risk faktörlerini ortak bir dille ifade etmeleri bakımından önemlidir.
Sürecin kamuoyuna duyurulmasının üzerinden on dört ay geçmiş, Meclis Komisyonu rapor yazma ve yasa hazırlama aşamasına ulaşmıştır. Meclis’teki bir parti hariç tüm partiler, bu konuda fikirlerini belirtmekte ve katkı sunmaktadır. Bu geniş katılım ve üst düzey siyasi aktörlerden gelen uyarılar, Türkiye’nin geleceğini doğrudan etkileyecek olan bu “terörsüz Türkiye” hedefinin yüksek riskli bir dönemeçte olduğunu göstermektedir. Sürecin ilerleyişi ve bu uyarıların somut yansımaları, önümüzdeki dönemin en kritik gündem maddelerinden biri olmaya devam edecektir.
İlgili
Ayla Sezen (32) — Eğitim & Kişisel Gelişim Yazarı Ayla Sezen, eğitim teknolojileri ve öğrenme psikolojisi alanlarında çalışmalar yapan bir içerik uzmanıdır. Kariyeri boyunca farklı yaş gruplarına yönelik eğitim projelerinde görev almış, dijital öğrenme sistemleri üzerine araştırmalar yürütmüştür. Blogunda verimli çalışma teknikleri, öğrenme metodları ve kişisel gelişim konularını işler.


